16 Ekim 2009 Cuma

Mola Zamanı...

Bugün kendime gölge etmeyeyim demiştim ama yine de kendime engel olamadım.En çok zaman geçiyor bir ben bakıyorum öyle boş boş çünkü artık anlam konduramıyorum.Artık yıkım uğruna bir çaba sarf etmek istemiyorum,itiraz da etmediğim için sorun ortadan kalkmış oluyor
İnsanları hak veriyorum,veriyorum ki akıllı olduklarını sansınlar çünkü şu bilmem son bir kaç senedir kimsenin egosundan başka tatmin edecek hiçbir şeyi kalmamış acizsiniz diyorum ama yine de anlamıyorlar.
Ben kendi halimdeyken onlar başka alemlere dalıyorlar ki bence kimse kimseyi rahatsız etmemeli ben kendimle zor uğraşıyorum zaten.Ama kafam rahat o yüzden ne kadar uğraşsam da kendimi bilmem çok önemli.
Kendime göre diyorum,çekilirim bir köşeye izlerim insanları sessiz ve hiçte ağzımı açmam onlar mutlu ben mutlu sağ selamet durumlarını yaşarız kimsede zararlı çıkmaz.Zaten ben istemiyorum ki gelsinler benim bahçeme dalsınlar birkaç bir şey ekmeye çalışasınlar.İnadım inattır sonu beni ilgilendirmiyor.
Beynim bu aralar çok meşgul,eski alışkanlıklarımı kazanmaya çalışıyorum o yüzden bakım altındayım elleşmeyin.
Yaz bitti derken ben daha sonbaharı yaşayamadım hadi bakalım havalar iyice değişmeye başlayacak ve ben sıcacık yatağımdan her kalktığımda keşke biraz daha uyuyor olabilsem iç geçireceğim ama napalım yürütmemiz gereken bir hayat rutini var koşturmalıyız evvela sonra oturup soluklanmalıyız inkar etsekte o kısır döngü buluyor bizi.Ama çoğu zaman bir zirvedeymişçesine davranmaktan alıkoyamıyorum kendimi
Sonuçta zaten önemli olan günlerimizi geçirmek herkes tek bir sonuca varıyor ''Mutlu olamana bak hayat çok kısa''
O yüzden biz dünyalılar bunu diğer evrendeki dostlarımıza bir an önce aktarmalıyız...

11 Haziran 2009 Perşembe

Taco Bell

Bitmesine ramak kalmıştı.
Hayatın kendisinden mi yoksa olayların yaşanılmışlığından mı nedir, insanların normalliği anormalliğe daha yakın olmaya başladı. Tabi bunu anlatacak daha anlam yüklü bir cümle bulabilirdim fakat kafamın içinde akan onlarca düşünce toplanıp bir okyanusa akmayı beklediği için beni biraz yavaşlamama neden oldular.
Normal olmaya karşı olduğumdan doğan bir patlama değil bu. Doğarken böyle olmuş diye bir sonuca vardım en sonunda ve yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim. Şimdi kaçacak başka bir delik arıyorum. Kurnaz olabilseydim eğer birkaç şey düşünür hepinizin gözleri üzerimde ağzınızı açık bırakıp sonrasında bir zafer kazanmışçasına oradan ayrılırdım. Ama işte bazen her istediğinizi elde edemiyorsunuz. Kendime gerek kalmadan yaşayabilseydim eğer suyun kaldırma kuvveti kadar etkim olmazdı.
Ama anladım ki ben tek başıma bile sizi rahatsız etmeye yetebiliyorum. Bu beni artık korkutmuyor. Zarar radarlarım kapsamına sürekli olarak giriyorsunuz artık, üzgünüm size anlatmaya çalışmıştım. Kafanız karışsa benden bileceksiniz.Sefillik nedir görmemişsiniz. Doğru ya bu dünya bollukların sunağında, duasızların yakarışında kendini çoğaltıyor. Hoş bir iki sözcük duysanız yeter mesela ne kadar güzel olduğunuzun ve sonsuza kadar buna sahip olacağınız gibi… Bilin ki her şey sizin etrafınızda güzel gidiyor. Akıtılan terler bir tek size ait.
Körseniz eğer ben bir o kadar sağırım. Kendime çektim kısa çöpü, susuz ilerliyorum. En son oklarınızı hedef aldınız, çok duygusal bir anımdaydım batmalarına izin verdim. Sonrasında sizi görmedim bile yürümeye devam ettim. Siz kendinize göre iyi bana göre boşluktaydınız.
Herkes kendi ipini çeksin, kendi vicdanından sorumlu olsun. Her ne kadar vicdanım sızlasa da içinize ateş düşürmekten alı koyamıyorum kendimi. Kötü niyetimden değil yaradılışım böyle.
Tüm bu olanları size ithaf ediyorum biliyorum ki perde kapansa da domates atacaksınız çünkü memnun olmanın lügatinizde yer almasına izin vermediniz.Gözlerinizden bunu çok net okudum.
Birkaç kişiden fazlaysanız eğer tehlikedesiniz. Kendinizi tutun, dilinize hakim olun. Ne kadar yükselsinizde bir gün düşeceksiniz işte o gün ben savrulacağım notalarınızda.
Boş verin demiştim çamur atmak bir işe yaramayacak şu dünyadan elde ettiğiniz birkaç güzel an, yanınızda götürmeyi düşünseniz de, düşünmeseniz de…
Bir kez daha insan insandır deyip yoluma devam etmeyi seçiyorum. Sizi gördüm içinizde yaşadım ama sonra nefret ettim. Şimdi tekrardan yoldayım ve aç kalırsam eğer yoldaki ekmek kırıntılarını toparlayacağım. Hoş bir melodi mırıldanıp, sevdiğim kitabın sayfalarını çevirmekle meşgul olacağım ve siz ağlarken ben kulaklarımı tıkayacağım.
‘’İki gün, bir saat
Geçmeyen anlarıma inat.’’
Bunları yazmaktan utanç duymuyorum. Aksine sevinçliyim kalemimi tekrar kırdım diye.
Nasılda az kalsın kendime tükürecektim,
Nasılda az kalsın yüklüyorum yüklerinizi omuzlarıma…
Ama sonra… Bir aşk fısıldadı kulağıma
Kanatlandım işte siz o zaman yok oldunuz.

Written while ‘’GardenState ‘’soundtrack listened

27 Mart 2009 Cuma


Bu saate oturup hiç aklıma estiği gibi yazacağımı sanmıyordum ama bu resme bakınca yanına birşeyler karalamalıyım diye düşündüm.Öyle ya sürekli ciddi yazılar koyamazdım.Arada bir bu şekilde saçmalamaya hakkım olduğunu düşünüyorum.Son günlerde anormal derece hormon seviyelerimin iyi olduğunu düşünüyordum ki bunun sebebi sanki çok uzun süre okuduğum şehirden kendi şehrime tatil için geldiğimi hissetmek gibi anlar yaşadımki bunun üzerinden artık zaman geçti ve ben ''miş'' li konuşmak istemiyorum.Ama birkere o havayı içime çektim ve..bunu derken hangi noktaya parmak basacağımı unuttum.
Gelinlik evet resimi bu yüzden koymuştum ya gerçek hoşuma gitti hani sık böyle şeyler beğendiğimde değil ama kendim için seçebilceğim bir şey olabilirdi diye düşündüm.Ki benim üstümde onun üstünde durduğu gibi durur mu oda tartışılır:)
İşte böyle ben yarın yine 2.hayatıma geri dönüyorum ve kendime bol şans diliyorum.Koşturmadan yakalayamıyoruz nede olsa...

20 Mart 2009 Cuma

Bir şey olabilirdi

Ben bulamazken kaybetmişler çoktan.Umursamamışlar akıp giderken .Herkes hayat uzun sanarak kılıfına uydurmaya çalışmış anladığım kadarı ile.Tüm düşünceler de bu yüzden yasaklanmış..Uzay boşluğuna bırakmışlar sadece.Dünya daha güvenli bir yer olabilirdi.Artık duyduğum en üzücü haber için üzülmeme kararı aldım.Yoksa her tarafımı saracaklar biliyorum.
Kamufle edilmiş duygularım çoktan silindi.Nereye dönmek istediğimi gerçekten bilmiyordum.Kabul etmeliyim ki biraz da korkuyordum.Açıklanamayacak şeyler değil ama beceriksizliğimle eş değer tuttuğum bir çok şey var.İnsanın kendine yüklenmesi nasıl bir şeydir biliyorsunuzdur az çok işte ben o kulvarda kaldım çoğunlukla.Yardım istedim mi evet ama bunu isterken çok gururluydum ve az da olsa bir şeyleri değiştirme tutkusu vardı içimde..Dünyayı değiştirmek gibi saçma sapan şeylerin sadece rock müzikle olmayacağını anladığımda çok yıkılmıştım.Boşuna uğraştıklarını söylemiyorum tabi.Ama gerçekten daha büyük delikler var. Evet ama hala çok tutkuluyum,hafızam çok güçlü ve işime gelmiyorsa silmem için boşuna uğraşmayın.Bir süre yayın akışınıza zarar verebilirim.Benim kelimelerim hiçbir zaman ok olmadı ki siz hedefim olasınız.Kendinize pay çıkarmanıza izin veremeyecek kadar bencil bir haldeyim.
Belli ki sizinle aynı dilde konuşamıyorum.
Tamam şimdi dur ve hepsini başa sarmayı dene..Gerçekten yani gerçekten durmanın ne demek olduğunu bilmiyorumsun?. Ya da bunların gerçekten katlanılması gereken şeyler olduğunu düşünmen ve gizliden gizliye hiç bitmemesini istemen.Kendine ne çeşit bir acı çektirdiğini düşünüyorsun…Burada işte biraz durdu.Ya ben,beni nasıl durumda bıraktığın hakkında hiçbir fikrin yok…(bunu söylerken daha az kırıcı sözler seçmeye dikkat etmiş olmalı..)Ama ben sadece kendi beynimi yiyordum. Her şey daha az olmalıydı,ben ben olurken tüm bunları hesaba katmamışım özür dilerim,bir sınırım yok sanıyordum.Ama bir çok şeye ucundan katkım olmuş zaman geçtikçe…Bir yıldız gibi parlamadım hiçbir zaman.
Seni dinlemeyi gerçekten istiyorum.Öte yandan birleştirmem gereken bir çok parça var..
Bu bir hikaye olabilir miydi?
Yada şu şekilde düşüncelerimi bir şekilde aktarabilir miydim.
‘’ Kapı gıcırtısından sonra bir yerde ölü doğan düşünceler,hayatta kalabilmek için yaşam mücadelesi veriyorlardı.Soluk benizli ,insanlar renksiz ve katıksız düşünceleri ile beni korkutuyorlardı.Bir katil bile olabilirlerdi.Her şekilde orada olmayacağım..Adım attığınız yerde biteceğim.
Keşke daha çok zamanım olsaydı.Yazı tahtası getirin bana sahte gülücüklerinizi oraya çizmek istiyorum ve bir öğretmen edası ile sizin için bunların ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorum.Yanılıyorsam, hepiniz sınıfı geçeceksiniz.Size bana sunulanı öneriyorum sadece 2 saatiniz var.
Ruhumu tüketmeye çalışıyor,hepiniz akıllı olduğunuzu düşünüyorsunuz.Kazdığınız kuyuya batacaksınız,benim için yapacak hiç bir şeyiniz yok.Açık açık belirtmeliyim ki benim için aslında var olmadınız ve uzaklara gidiyorum
Anladım ki ben sizin düşmanınız bile olamam,işte yine bu yüzden gidiyorum..Artık başka zihniyetlerde boy ölçüşmeyi denemeniz gerek siz yere çakılırken ben havalanacağım.
Lütfen artık sınırlarımı yıkma..Duramayacağım hiçbir mezar yok hepsine dualar oku,kulaklarıma sözcükleri fısılda,öperken iz bırak.
Korkmuyorum gece bitince yanımda olacaksın…’’

Böyle bir şey olabilir miydi?
Daha neler neler yazabilirdim diye düşünüyorum.Sonlandırmak için çok erkenmiş gibi geliyor.Ama dediklerin hala kulaklarımda çınlıyor.’’Ne zaman istemeyi sonlandıracaksın…Öyle olmasını gerektiğin şeyleri her zaman elde edemezsin.’’ Bunu bilerek yapmadığını düşünmek istiyorum,yinede seni dinlemeye hazırım.
Sadece kalsaydın yani bunun olma ihtimalini düşünseydim.Ve avucumu açtığımda sana gösterecek çok şeyim olduğunu söyleseydim bu seni ikna eder miydi?
Buna burada ara vermem gerektiğini düşünmeye başladım nedense.İstemediğin zamanlarda seni geri getirmek gibi bir şey olsa gerek…

4 Ocak 2009 Pazar

Çok Yakında,Giderken...

Herkesin kaçtığı
O yolda
Sona koşulan olmak,
Elimden tutup ta
Beynimdeki düşüncelerle
Baş edebilmek istiyorum.
Yazılabilirdi, başlanabilirdi.
Ama ben hiç bir zaman mısraların efendisi olamadım.
Ve asıl şimdi başlar...
Ben kaçamadım, hep sustum içime. Güldüm yüzünüze. En çokta kendimi kandıramadım, iliklerimden kan çekilince, en çok kendime ağlayamadım.
Taa ki susup değişmeyi öğrenene kadar.

Beceremediğim şeyler arasında listenin en başındaydı yüze tükürmek. Kendimi es geçtim.
Ona da uzanamadı eliniz. Kördünüz sizin kadar olamadım, üzgün değilim. Yok, edince anladım sahip olduklarımdı benden almaya çalıştıklarınız. Çünkü siz hiç bir zaman ben olamayacaktınız. Benim gibi göremeyecek, benim gibi gülemeyecek, benim gibi sevemeyecektiniz.
Nerede kirlendiniz böyle diye sormuyorum, keza bilirim nasıl çamur atılacağını. O yüzden yanaşmıyorum da. Bir çeşit bencillik oyunu bu, ben ellerimi yıkamayı seçtim.
Çok mu uzundu zaman hatırlayamıyorum ama benim için geçen ne varsa emanet ettim, beni yitirip bitiren zamana. Siz sırtınızı döndünüz.
Ne benden az ne benden çok ağır yükleriniz vardı üstünüzde. Hiç uğraşmayın uzatmam artık elimi kaldırmak için.
Çünkü çok ağırdı, çok kabaydı. Sahteydi, size düşman etti beni.
Neydi bu kadar bende sizi ürküten bu kadar, açıklasanız da ben anlamam artık. O yüzden uğraşmak gereksiz ben attım çöp kutusuna gelip temizlerler geç olmadan. Korkunuz olmasın
Yok size zamanım,kendime artıyorum,birde içimdeki atan yüreğe..
Uzak durun! Kırıp dökeceğiniz bir kalp yok artık. Anlayın artık ne kadar istekliyim yarınlarımı ileriye taşımaya. Sus payını bırakıyorum size.
İstedi yazdım. İstedi sustum
Bir yere kadar artık. Bende büyüyorum. Saymayın adımlarımı.
Utancımı saklamıyorum, o da hediyem olsun size medeniyet. Yediniz bitirdiniz farkında değilsiniz yakında bakacak yüzünüz olmayacak kendinize, önünüze, arkanıza.
Tüm sen, tüm ben, tüm biz olma yolundayım. Artık akıyor çeşmelerimden oluk oluk hiçlik.
Medeniyet sever bunları, tek eksiğim var oda alkış beklemiyorum

9 Ekim 2008 Perşembe

Employee of the Month (Ayın Elemanı)

Her kelimenin sonunda oturup da aynı düşü düşlemeyi dilemek ne kadar imkânsız olsa da yolun sonundaki o noktaya varmaktan daha heyecan verici olabilir
Kapını kapayıp otursan bile oradaki sen varlığı sadece dışardan görüneni sakinleştirmeye yarayabilir. Çünkü bilinmesi olanaksız yolların, dönüşlerin sadece bir bileni olabilir ve oda aslında gerçekte kim olduğuna bakmadan dönüştürür seni bilirkişiye. Yoksa derdin bulursun bir yerlerde köşede kıyada sana eşlik edecek bir kayıp, kimin ihtiyacı yoksa dışarı atılmıştır öylece.
Yoksa inan benimde kabahatim senin özründen hiçte küçük değil.
Kendine kayıp etmek, bazı şeyleri olmaksızın hatırladığında ve hep aynı cümleyi tekrarladığında ''yine uzak hep uzaktı zaten '' dediğinde zaten hiç gitmemiş olduğunu ve hep aklında kaldığını, uzaklaştırmak için çabaların sonsuz olsa bile omuz silkip uzaklaştırdığını bana kızsan bile inatçılığımdan değil öyle olması gerektiği için yaptığımı anlayacaksın.
Kabul yok dedim böyle olmayacak kendimden çok emindim, kabul yine bendim hiç olmasa da varmış gibi davranan saf masalları okumaya devam eden. Sonunda bir iple sana bağlanmaya, ne kadar kör olsam da sensiz yolumu kaybetmeye ikna olmuş körlüğünden zevk alan budala...

18 Mart 2008 Salı

Dipsiz Kuyu



Kaçma, kovalama, bekle sadece bekle. Yoksa sabretmenin nasıl bir şey olduğunu asla anlayamazsın.

Günlerin nasıl geçiyor? Biliyorum sürekli bir yerlerde olduğunu düşünmek istiyorsun. Sonrada çok çabalaman gerektiğini! Ama aslında hepsini bu kadar sığdıramayacağını içten içe çok iyi biliyorsun.

Bak aynı şeyi yine yapıyorsun. Oysaki sana bunu defalarca söylemiştim. Anlamsız bakma yüzüme, bu kadar net betimlemeler yapma.Bak yine tekrarladım ama biliyorum ki zevk aldığın bu durumu sonlandırmayacaksın.

Hayır, öyle bir niyetim yok. Beni sakın yanlış anlama. Ben bugün sahiden de eğlendiğin düşünüyorum. Gerçekten eğlendin değil mi? Bakıyorum da hiç belli etmiyorsun. Dışarıdan bakan bir insan inan çok sıradan olduğunu düşünürdü. Mutlu olduğunu nasıl anlayabilirler ki? Tabi bu senin verebileceğin bir karar değil mi, çok fazla söz söyleyemem.

Sadece biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı. Madem bu kadar çok şey biliyorsun, neden daha fazla ilgilenmiyorsun ya da gidip bir öneri ile dönmüyorsun. Sadece akıl verici konuşmaları doğru bulmadığımı da biliyorsundur herhalde!

Evet, sanırım kendimden çok eminim. Hava bugün güzeldi. Neşeli olmalısın. Yani bak zaman gerçekten çabuk tükeniyor. Biraz müzik dinleyelim…

Hey aynı şeyi yapıyor. Anlamsız anlamsız konuşuyor, çok bildiğini sanıyor ama yanılıyor. Bak şimdi nasıl da konuyu değiştirdi müzik dinlemekmiş. Oysa benim başka bir şeye odaklanmam gereken zamanda bu kadar vurdumduymaz olabiliyor. Ona karşı tavrımı biraz sertleştirmem gerek sanırım.

Kaçırılmış fırsatlar diyarı, bekleyen durumlar kölesi, sevimli ilgi ulağı.

Bu kelimeleri tam da kendime göre ayarlamalıydım. Bir yerlerde bir eksiklik var ama nerede. Kulağa hoş gelmeli, aslında hoş gelmesinden öte bir şeyleri anlamlandırabilmeli. Bunun bir yolunu bulabilmeliyim.

Sana kaç kere söylemem gerekiyor bilmiyorum, lütfen çok fazla derine inme bak şimdi olduğu gibi işin içinden çıkamayacaksın. Bıkmadın mı kendini boğmaktan. Değiştir şu döngüyü artık.

Yakında benden bıktığını da söylersin. Ama biliyorsun bazen eski kafalı olabiliyorum. Yani eski yollar, yordamlar.

Biliyor musun, sen takıntılı kızın tekisin. Dikkat et tekisin. Kur ve yaşa. Oh! Nekadar kolay değil mi? Kusura bakma ama sen orada dururken içinde tepinen bendim. Tamam, bazı şeyleri zamanında engelliyebilmeliydim. Ama öyle bir noktaya getirmişsin ki kendini, beni bile dinlemezdin.

Bak şu konuşana beni ne kadar da iyi tanıyor. Bak ben artık bu tür şeyleri unutmak istiyorum. Benimleysen at çöpe yöntemini bu sefer daha iyi uygulamamız gerekiyor. Yani birlik içinde olmalıyız.

Bak haklıymışım gerçekten de takıntı sınırını aştın gidiyorsun. Hadi diyelim senin dediğin gibi yaptık. Peki, sonra yani ne malum hani sen başa sarmayı çok seviyorsun. Ne malum tekrardan başına gelmeyeceği!

Yine o şaşkın bakışlar. Ama kendinden çok emin. Ve o anda yukarı doğru atlıyor. Doğrulmama yardım et deyip, elinden tutuyorum.’’ Zaten başka bir yere gidesim yoktu diyor.’’ Gülümsüyorum

‘’ Yine seni hayran bıraktım kendime’’ diyorum

Hoşuna gitmemiş gibi davranıp sonra o gülüyor ‘’ Haydi yürü daha bir sürü şey bekliyor bizi’’