18 Ekim 2010 Pazartesi

Just like a Women

Sanırım bu sayfayı bir şeyler yazarak ne anlatacağımı bilmeden geçiştirmekle yetineceğim.
Ve sanırım tanımlamam gereken bir sıfat bulamıyorum Fransız budalası sanmayın beni ama gel de olma diyesim var ve normale olan alerjimi de sayarsak bence bu tam yerine oturdu.
Yani en azından ölmemiş ve henüz yaşarken ve bence güzel şeyler başara bilmişken benim kalemim ne kadar da yetersiz kalıyor diye düşünürken

Güzel sesli buğulu bakışlı Charlotte Gainsbourg:)
Harika bir karışım sizi uzağa götüren bir ses ''Haven Cant Wait '' jeff beck ile yaptığı düet dinlemeye değer biraz aykırı ama bu iki ses zaten fazla söz yok
Aslına ben başka bir şeyler yazarım diye düşünüyordum ama birden algım başka bir yere kaldı ve gerçekten neyin peşinde koştuğumu biliyor muyum diye sormaya başladım kendi kendime ve aklıma bu güzel varlık düştü.
Aklıma gelen ilk şey olabildiğince kendin ve doğal olmak eh hayatta biraz da sinir krizi geçirmeli dayanıklı olmak.
Farklılık güzeldir abartmadan ne olduğunu bilerek.Etrafa fazla sıçratmaya gerek yok
Aslına benim söyleyecek fazla sabrım da yok
Ve bu fotoğrafla son noktayı koyuyorum
Amaç sendin Charlotte!

24 Eylül 2010 Cuma

Rapsodi Monoloğu

Sana öğretilenlerden kalansın şu anda her gün şekillendirmeye çalıştığın aslında bildiklerinden çok farklı.Kendinden bir şey oluşturmaya çalışıyor bunu yaparken ben kusursuzum fırtınasına kapılıyorsun.Karşındakini hep haklı zannediyorsun ve çoğu kez su ile gidip susuz geliyorsun ve hala nerede bocaladım demekten bıkmadın ben aynı sahneleri izlemekten yoruldum. Oysaki sana sadece bir adım yaklaş demiştim.


Sabahları güzeldi,yatakta geçirilen o vakitler güzeldi birbirine dokunmak yanında olduğunu bilmek harika, dokunmak bir sihir ve ben her dokunuşta yenileniyorum ve az önce söylediklerimi saymazsak aslında keyfimi kaçıracak  bir şey yok.Ben sadece biraz maziye takılmışım merak ederim hep neydi göz yaşlarımızı akıtan büyüyünce değişen ben farklı bir pencereden mi bakıyordum, yoksa kendime tuttuğum aynaların çoğu kirli olsa da, zayıflık insana mahsus mertebenden el salla biraz  olsa da göster merhametini sensiz sularda yürümek isteyebileceğimden emin olamadım hiç bir zaman.
Pandora kutusunun içindeki bendim sanki çok direttim ama açtılar kötülüğüm aydınlattı ortalığı,ve bir daha sönemedim sessiz dolaşıyorum aranızda.

Ve dolaştıkça şahit oldum yaşanan hikayelere sıradanlığa,umutsuzluğa,çok bilmişliğe ve anlamsız atışmalara. Yoktan var oldum yalandan ve gerçek suçu Pandora ya attım.
Bir kelime dolaşıyor ağzıma, anlamsız sataşmalar sonrasında kendimi çok gördüm bu hayata zamanın neresinden tutsam yalan diyorum artık tozu dumana katıp.
Kendinle çelişen materyalist dünya sandı ki içimizdeki canavarlara  yenik düşüp selam edeceğiz ey yüce kulların nefsi yenik düştü kendine yeni çağda herkes kendine döndü,içime düştü her adımımı saydı çok sıcaktı yaklaşmadım.Ben aslında hep sıcaktan kaçarmışım bilemedim.
Dilimde bir ''Bohemian Rapsody'' kalbimi o kadar acıtıyor ki sanki o adamı ben öldürdüm sanıyorum gerçek gibi sanki benim etrafımdaki herkesi üzen! Suçlayamıyorum kimseyi bendim o karakterlerin hepsi.Tek derdim olsaydı nefes düşmezdim bu kadar yerlere.

Yerine oturmayan düşünceler var  ve insanların rahatsız eden  bakışları...Tanrım ne kadar kötü olabilir ve körü körüne bağlanabilirim.Bir hatanın arkasına saklanmak istiyorum beni tüm günahlarımdan koruyacak!

Çok rahatsız ettim bazılarınızı oysa bir adım huzur olabilirdi yolumuz.Bana batan dikenlerden söz etmeye kapattılar yollarımı şimdi mutlu,şimdi rahatlar oturdukları yerde.Ey insanoğlu ömrün ne kadar? Ne kadar sağlam oturduğun yer ve onca unvanların! Martin Luther'in sözleri ile kayboldum oysa vardı benimde bir hayalim,cesaretimin ayağını kaydırdılar.

Bir katedralin içine doğru süzülmeye çalışan bir ışık gibiyim adeta.Üzerinize düşmek istiyorum karanlık çağlar yok olsun diye.
Sonradan anlaşılan her şey gibi basıp geçtiklerimiz üzerine gözyaşımı dökmeye hazır ben artık merhametin gerçekliğine inanamıyorum bu kadar sahteyken yüzleriniz öylesine susuyorum.

Değişen dünya, iyilik timsalleri her şeyin doğrusunu bilen siz bakmayın gözlerimin içine mani olamam içimdeki denizlere fırtınamı da kabul ettim zamana yenik düştüm korkuyorum daha ne kaldı elimizde, beyin emiciler kan kusuyorum artık yüzünüze kaosun içinden doğan bir canavar gibiyim sisteme karşı,size karşı yada her neyse o bildikleriniz hepsine karşı...

Ah sen ve senin o aptal oyunların hep birilerini yanında sürüklemek istersin,öyle değil mi? Uzaktan çalan bir müzik,hüzünlü notalar sakarlaşmanın sırası değil
O kadar incitti ki beni...Ah şu sakarlığın!

5 Eylül 2010 Pazar

Crayz Heart

Your heart’s on the loose
You rolled them seven’s with nothing to lose
And this ain’t no place for the weary kind

You called all your shots
Shooting 8 ball at the corner truck stop
Somehow this don’t feel like home anymore

And this ain’t no place for the weary kind
And this ain’t no place to lose your mind
And this ain’t no place to fall behind
Pick up your crazy heart and give it one more try

Your body aches…
Playing your guitar and sweating out the hate
The days and the nights all feel the same



Whiskey has been a thorn in your side
and it doesn’t forget
the highway that calls for your heart inside

And this ain’t no place for the weary kind
And this ain’t no place to lose your mind
And this ain’t no place to fall behind
Pick up your crazy heart and give it one more try

Your lover's won't kiss…
It’s too damn far from your fingertips
You are the man that ruined her world

Your heart’s on the loose
You rolled them seven’s with nothing to lose
And this ain’t no place for the weary kind

4 Eylül 2010 Cumartesi

I Have A Dream...

Madagascar




I won't be told anymore That I've been brought down in this storm And left so far out from the shore
That I can't find my way back My way anymore
No, I won't be told anymore That I've been brought down in this storm And left so far out from the shore
That I can't find my way back My way anymore No I...I
Forgive them that tear down my soul
And bless them that they might grow old
And free them so that they may know That it's never too late
Oh the many times What seem like a memory I've searched and found the ways you use to lure me in
I've found the ways, oh why it had to be Mired in denial, and so afraid
If we ever find it true That we had the strength to choose I'm free of all these chains We held together

I'm gonna tell you a story 
What?
What?
How can a person grow up with all this around them?
Where does it come from?
All this hatred?
What we've got here is..
Failure to communicate
Everybody's acting like we can do anything and it don't matter what we do. Maybe we gotta be extra careful because maybe it matters more than we even know..
Hatred isn't somethin' you're born with
It gets taught
I felt this fear
Let's get something straight, alright?
This whole thing was fucked up
All men betray. All lose heart!
I don't want to lose heart!...I want to believe
Stand up for righteousness! Stand up for justice! Stand up for truth! You got to call on that something That can make a way out of no way That power that can make a way out of now no way I tell ya I seen the lightning...I've heard the thunder roll! Sometimes... I feel discouraged Sometimes I feel discouraged He promised never to leave me, never to leave me alone, no never alone, no never alone! Promised never to leave me! Never to leave me alone!
Black men and white men Together at the table of brotherhood! I have a dream Free at last! Free at last! Thank God almighty!! WE ARE FREE AT LAST!!

I won't be told anymore That I've been brought down in this storm And left so far out from the shore
That I can't find my way back My way anymore
No, I won't be told anymore That I've been brought down in this storm And left so far out from the shore
That I can't find my way back My way anymore

28 Ağustos 2010 Cumartesi

In a manner of speaking

In a manner of speaking
In a manner of speaking I just want to say
That I could never forget the way
You told me everything
By saying nothing
In a manner of speaking I don’t understand
How love in silence becomes reprimand
But the may I feel about you is beyond words
Oh give me the words
Give me the words
That tell me nothing
Oh give me the words
Give me the words
That tell me everything

In a manner of speaking Semantiks won't do
In this life that we live we only make do
And the way that we feel might have to be sacrificed

So in a manner of speaking
I just want to say
That like you I should find a way
To tell you everything
By saying nothing
Oh give me the words
Give me the words
That tell me nothing
Oh give me the words
Give me the words
Give me the words
Give me the words
Give me the words

16 Mayıs 2010 Pazar

JACOB BENİ KURTARAMADI!

İşte tam burası, seni tanıdıkları ve yargıladıklar yer. Bunun farkındasın ve zihnin tamamen açık. Peki ya kim bunlar? Karmaşa, hayat, düzen, yanlış, duygu, bencillik… Bu listeyi daha fazla uzatabilirdik; ama doğru soruların nasıl sorulacağını bildiğimden bile emin değilim.

Doktor bey üst solunum yolları enfeksiyonu diyor; ben ise vücudumun dengesinin yerinde olmadığını söylüyorum... Gerçekten diyorum,  çok yoruldum artık.  Bu biraz daha böyle devam ederse eğer kronikleşecek. Bazen korkuyorum doktor bey! Sanırım artık bir şeyler yapmaktan da korkar oldum, sağlıklı bir bedende, sağlıksız koşullar taşıyorum.

Somurtup oturacağım yine bir köşeye. Öyle yapsam bile, benden daha fazlasını başaramadınız, elinizdekilerle oynamayı seviyordunuz. Dış görünüş etkiliyor bazılarını, girdap gibi içine çekiyor, bundan hep önde olma isteği, peki ya yapmak istediklerimiz.  Her şeyi bilen adamı arıyor herkes ve ondan tatmin edici cevaplar bekliyor.  Bu senin için çok iyi olacak, biraz daha itmen lazım. Ikın! İşte böyle...

Kimse Jacob gibi aydınlanamadı; seçilmiş kişi ben olabilir miyim acaba? Ya içimde iyi ile kötüyü barındırıyor ve bundan içten içe zevk alıyorsam? Siz de bir gün adam öldürebilir  misin? Kendimi, olamayan bir Jacob yaratırken buldum. Artık hayatımızın anlamı Lost’da bitiyor. Bakalım bundan sonra hangi fenomene geçiş yapacağız?

Hatırlıyor musun bir ara bütün insanlar sarışın olmak istiyordu, sarışın aptallar hâlâ varlığını sürdürürken hem de. Sonra bir ara kızıllar moda oldu ve gizemli havası katıldı ve şimdi herkes doğal olma çabasında. Bu aralar kendime yeni bir Louis Vitton arıyorum; evet etkileyici ve ben gerçekten merak ediyorum, pahalı şeyler nasıl alınır bunun altındaki amaç tatmin edici midir? Ama yine de söylemesini başarabiliyorum Louii Vitoon diye aksanım yettiğince. Herkes bir ayrım yapmaya başlamış; başarılı olma ve olamama potansiyeli olanlar gelin, kilometre taşlarımı önünüze sermeme izin verin. Sylvia Plath, başını fırının içine sokarken ne düşünüyordu acaba? O da sanırım nasıl doğru insan olunmaz yolundaydı.

Başarı mı diyordum,  karar vermişler ve aralarında bunu tartışmışlar, kendilerini tatmin etmişler. Ben de seçilmiş olmak istiyordum Jacob! Bunu bana nasıl yaparsın? Kullan- at taktiğini bırak! Bana dürüst ol! Jacob! Tanrı, taşınması ağır bir yüktür.

Artık pilimiz bitiyor, bu hayat bizi erken yordu diye kızıyorum.  Beni zorlamayın! El frenimi çekin! Size çarpmadan durdurun içimdekini.

Pimimi çekin! Bir takım insanlar ''bir takım'' oluşturarak, bir takım kararlar vermişler; ama sorun şu ki sonucunu açıklayacak cesareti bulamamışlar. Durum böyle giderken onlar hâlâ kendileri ile övünmeye devam ediyorlar.

İyi seyirler. Artık ''previously on lost'' diye bir ses duyulmayacaktı...

Son!

12 Nisan 2010 Pazartesi

3.bölüm

Kendime göre iyiydim,rahattım.Herşeyin bir açıklaması vardır dedim kendi kendime.

Liberalizim ölüyor..

Herkesin keyfi kendine göre yerindeydi.Beni benden çalacaklar diye korkuyordum.Ve hep sonu gelmeyen bir tünelin içinde yürür gibi,çamura batıp çıkacaktım.

Ama aslında özgür değildik.En azından o da bunu doğruluyordu.
''Güvende değilim,sana yazamayacağım.Ama en kısa zamanda tekrar yazmaya çalışıcağım'' diyordu.

Ne kadar bekleyebileceğimi bilemiyordum,işler çığrından çıkana kadar oturup güvende kalmayı beklemelimiydim bilmiyorum.

''Bir gün diyordum bir sahil kenarında seninle birlikte oturacağız ve o zaman geleceğimiz hakkında konuşabileceğiz''

Tamamlaması gereken işleri vardı,benimde tamamlanması gereken düşüncelerim

Bu aralar nefretimi kimseye yöneletemiyorum ve bu çok saçma çünkü benim bu rahatlamaya gerçekten ihityacım vardı.Kendi uçsuz buçaksızlığım yetmiyordu bana artık belkide bu yüzden bu kadar saldırgan biri oluvermiştim..

Arthur Rimbaud demişki;''Size bir adres veremiyorum çünkü yakında hangi yollardan, niçin ve nasıl, nereye sürükleneceğimi bilemiyorum''

Kafam karışık olabilirdi ama henüz yerindeydi.

Sakın bana sırtını dönme ve belirsizliğe doğru sürükleme elimizde kalanlarla yetinmeye çalışıyorum şu anda benim yerimde olmanı istemezdim der dediğini duyuyorum ama inan sana uzaktan bakabilmek benim için kolay değil.Kendimi bir sona doğru hazırlamak istemiyorum çünkü bu korkutucu neden olduğunu anlasam bile buna ne kadar dayanırım hiç bir fikrim yok.

2 gün sonra...

Nerelerdeydin

Notunu aldım seni anlıyorum..Yazını okudum şimdi ne yapmayı düşünüyorsun

Sanırım daha tamamlanmadı kopuk olsada yazmaya devam edeceğim

Bana kızgınsın içeriye davet etmeyecekmisin.Neler olduğunu merak etmiyormusun?

Evet aslında merak ediyordum bazen onu bu şekilde anlamaya çalışıyordum arayış hiç bitmezdi belki de böyle daha mutlu oluyordu ve döndüğü zamanda kaldığı yerden devam edebiliyordu

Bu evi seviyorum.Liberalizim mi?

Sanırım yeni konum bu ama daha tamamlayamadım bu yüzden de...

Seni öpmek istiyorum

Sen bu kadar uzağa gittiğinde ve ben buradayken çıplakmışım gibi hissediyorum.Ve hep aynı şeyler akıp giden birşey yok ve ben sadece bekliyorum..Ama gittiğin zamanda anlamaya çalışıyorum gerçekten..Sana neler yazdığımı göstermemi istermisin tamamlanmamış şeyler ama...

Her fotoğraf çektiğimde sen ol istedim gerçekten ve gördüğüm şeyleri inanamazssın hep uzakta aramak birşeyleri ve gördüklerim gerçekten var olduklarını bilmek. Ama sonu yok biliyorsun dediğin gibi bende anlamaya çalıştım dünya çok önemsizdi aslında hep abartılmış diye düşündüm. Ama şimdi herşey burada inan bana.

Çok fazla açıklamana gerek yok gerçekten

Herşey biraz zamanı geldiğinde daha net anlaşılabilir.Var olduğumuz andan itibaren sorduğumuz soruların hepsi şu anda kayboldu ve yerine gelenlerde bir gün yok olacak. Kalan birşey olduğunu düşünmessek hafileyebiliriz.Etrafımızı saran tek şey korkudan ibaret kalabalıklar.Birgün elimizdekiler olmaz ise ne olur sorusunu kendimize sormaktan çok korkuyoruz ve yaşamak sanırım artık daralan tanımlamalar içinde yer alıyor.

Ben bunları yazarken o yanımda uyuyor buna ihtiyacı varmış tek bir şeyi rutine çevirmekten bahsetmiyorum bu da güzel olduğu gibi olmalı çok kurcalatmayın bana ne olur.Böyle olmasından memnunum ben.

Şimdi nerede kalmıştık ha evet;
''Dünya kötüydü ve biz yaşıyorduk''