27 Mart 2009 Cuma


Bu saate oturup hiç aklıma estiği gibi yazacağımı sanmıyordum ama bu resme bakınca yanına birşeyler karalamalıyım diye düşündüm.Öyle ya sürekli ciddi yazılar koyamazdım.Arada bir bu şekilde saçmalamaya hakkım olduğunu düşünüyorum.Son günlerde anormal derece hormon seviyelerimin iyi olduğunu düşünüyordum ki bunun sebebi sanki çok uzun süre okuduğum şehirden kendi şehrime tatil için geldiğimi hissetmek gibi anlar yaşadımki bunun üzerinden artık zaman geçti ve ben ''miş'' li konuşmak istemiyorum.Ama birkere o havayı içime çektim ve..bunu derken hangi noktaya parmak basacağımı unuttum.
Gelinlik evet resimi bu yüzden koymuştum ya gerçek hoşuma gitti hani sık böyle şeyler beğendiğimde değil ama kendim için seçebilceğim bir şey olabilirdi diye düşündüm.Ki benim üstümde onun üstünde durduğu gibi durur mu oda tartışılır:)
İşte böyle ben yarın yine 2.hayatıma geri dönüyorum ve kendime bol şans diliyorum.Koşturmadan yakalayamıyoruz nede olsa...

20 Mart 2009 Cuma

Bir şey olabilirdi

Ben bulamazken kaybetmişler çoktan.Umursamamışlar akıp giderken .Herkes hayat uzun sanarak kılıfına uydurmaya çalışmış anladığım kadarı ile.Tüm düşünceler de bu yüzden yasaklanmış..Uzay boşluğuna bırakmışlar sadece.Dünya daha güvenli bir yer olabilirdi.Artık duyduğum en üzücü haber için üzülmeme kararı aldım.Yoksa her tarafımı saracaklar biliyorum.
Kamufle edilmiş duygularım çoktan silindi.Nereye dönmek istediğimi gerçekten bilmiyordum.Kabul etmeliyim ki biraz da korkuyordum.Açıklanamayacak şeyler değil ama beceriksizliğimle eş değer tuttuğum bir çok şey var.İnsanın kendine yüklenmesi nasıl bir şeydir biliyorsunuzdur az çok işte ben o kulvarda kaldım çoğunlukla.Yardım istedim mi evet ama bunu isterken çok gururluydum ve az da olsa bir şeyleri değiştirme tutkusu vardı içimde..Dünyayı değiştirmek gibi saçma sapan şeylerin sadece rock müzikle olmayacağını anladığımda çok yıkılmıştım.Boşuna uğraştıklarını söylemiyorum tabi.Ama gerçekten daha büyük delikler var. Evet ama hala çok tutkuluyum,hafızam çok güçlü ve işime gelmiyorsa silmem için boşuna uğraşmayın.Bir süre yayın akışınıza zarar verebilirim.Benim kelimelerim hiçbir zaman ok olmadı ki siz hedefim olasınız.Kendinize pay çıkarmanıza izin veremeyecek kadar bencil bir haldeyim.
Belli ki sizinle aynı dilde konuşamıyorum.
Tamam şimdi dur ve hepsini başa sarmayı dene..Gerçekten yani gerçekten durmanın ne demek olduğunu bilmiyorumsun?. Ya da bunların gerçekten katlanılması gereken şeyler olduğunu düşünmen ve gizliden gizliye hiç bitmemesini istemen.Kendine ne çeşit bir acı çektirdiğini düşünüyorsun…Burada işte biraz durdu.Ya ben,beni nasıl durumda bıraktığın hakkında hiçbir fikrin yok…(bunu söylerken daha az kırıcı sözler seçmeye dikkat etmiş olmalı..)Ama ben sadece kendi beynimi yiyordum. Her şey daha az olmalıydı,ben ben olurken tüm bunları hesaba katmamışım özür dilerim,bir sınırım yok sanıyordum.Ama bir çok şeye ucundan katkım olmuş zaman geçtikçe…Bir yıldız gibi parlamadım hiçbir zaman.
Seni dinlemeyi gerçekten istiyorum.Öte yandan birleştirmem gereken bir çok parça var..
Bu bir hikaye olabilir miydi?
Yada şu şekilde düşüncelerimi bir şekilde aktarabilir miydim.
‘’ Kapı gıcırtısından sonra bir yerde ölü doğan düşünceler,hayatta kalabilmek için yaşam mücadelesi veriyorlardı.Soluk benizli ,insanlar renksiz ve katıksız düşünceleri ile beni korkutuyorlardı.Bir katil bile olabilirlerdi.Her şekilde orada olmayacağım..Adım attığınız yerde biteceğim.
Keşke daha çok zamanım olsaydı.Yazı tahtası getirin bana sahte gülücüklerinizi oraya çizmek istiyorum ve bir öğretmen edası ile sizin için bunların ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorum.Yanılıyorsam, hepiniz sınıfı geçeceksiniz.Size bana sunulanı öneriyorum sadece 2 saatiniz var.
Ruhumu tüketmeye çalışıyor,hepiniz akıllı olduğunuzu düşünüyorsunuz.Kazdığınız kuyuya batacaksınız,benim için yapacak hiç bir şeyiniz yok.Açık açık belirtmeliyim ki benim için aslında var olmadınız ve uzaklara gidiyorum
Anladım ki ben sizin düşmanınız bile olamam,işte yine bu yüzden gidiyorum..Artık başka zihniyetlerde boy ölçüşmeyi denemeniz gerek siz yere çakılırken ben havalanacağım.
Lütfen artık sınırlarımı yıkma..Duramayacağım hiçbir mezar yok hepsine dualar oku,kulaklarıma sözcükleri fısılda,öperken iz bırak.
Korkmuyorum gece bitince yanımda olacaksın…’’

Böyle bir şey olabilir miydi?
Daha neler neler yazabilirdim diye düşünüyorum.Sonlandırmak için çok erkenmiş gibi geliyor.Ama dediklerin hala kulaklarımda çınlıyor.’’Ne zaman istemeyi sonlandıracaksın…Öyle olmasını gerektiğin şeyleri her zaman elde edemezsin.’’ Bunu bilerek yapmadığını düşünmek istiyorum,yinede seni dinlemeye hazırım.
Sadece kalsaydın yani bunun olma ihtimalini düşünseydim.Ve avucumu açtığımda sana gösterecek çok şeyim olduğunu söyleseydim bu seni ikna eder miydi?
Buna burada ara vermem gerektiğini düşünmeye başladım nedense.İstemediğin zamanlarda seni geri getirmek gibi bir şey olsa gerek…

4 Ocak 2009 Pazar

Çok Yakında,Giderken...

Herkesin kaçtığı
O yolda
Sona koşulan olmak,
Elimden tutup ta
Beynimdeki düşüncelerle
Baş edebilmek istiyorum.
Yazılabilirdi, başlanabilirdi.
Ama ben hiç bir zaman mısraların efendisi olamadım.
Ve asıl şimdi başlar...
Ben kaçamadım, hep sustum içime. Güldüm yüzünüze. En çokta kendimi kandıramadım, iliklerimden kan çekilince, en çok kendime ağlayamadım.
Taa ki susup değişmeyi öğrenene kadar.

Beceremediğim şeyler arasında listenin en başındaydı yüze tükürmek. Kendimi es geçtim.
Ona da uzanamadı eliniz. Kördünüz sizin kadar olamadım, üzgün değilim. Yok, edince anladım sahip olduklarımdı benden almaya çalıştıklarınız. Çünkü siz hiç bir zaman ben olamayacaktınız. Benim gibi göremeyecek, benim gibi gülemeyecek, benim gibi sevemeyecektiniz.
Nerede kirlendiniz böyle diye sormuyorum, keza bilirim nasıl çamur atılacağını. O yüzden yanaşmıyorum da. Bir çeşit bencillik oyunu bu, ben ellerimi yıkamayı seçtim.
Çok mu uzundu zaman hatırlayamıyorum ama benim için geçen ne varsa emanet ettim, beni yitirip bitiren zamana. Siz sırtınızı döndünüz.
Ne benden az ne benden çok ağır yükleriniz vardı üstünüzde. Hiç uğraşmayın uzatmam artık elimi kaldırmak için.
Çünkü çok ağırdı, çok kabaydı. Sahteydi, size düşman etti beni.
Neydi bu kadar bende sizi ürküten bu kadar, açıklasanız da ben anlamam artık. O yüzden uğraşmak gereksiz ben attım çöp kutusuna gelip temizlerler geç olmadan. Korkunuz olmasın
Yok size zamanım,kendime artıyorum,birde içimdeki atan yüreğe..
Uzak durun! Kırıp dökeceğiniz bir kalp yok artık. Anlayın artık ne kadar istekliyim yarınlarımı ileriye taşımaya. Sus payını bırakıyorum size.
İstedi yazdım. İstedi sustum
Bir yere kadar artık. Bende büyüyorum. Saymayın adımlarımı.
Utancımı saklamıyorum, o da hediyem olsun size medeniyet. Yediniz bitirdiniz farkında değilsiniz yakında bakacak yüzünüz olmayacak kendinize, önünüze, arkanıza.
Tüm sen, tüm ben, tüm biz olma yolundayım. Artık akıyor çeşmelerimden oluk oluk hiçlik.
Medeniyet sever bunları, tek eksiğim var oda alkış beklemiyorum

9 Ekim 2008 Perşembe

Employee of the Month (Ayın Elemanı)

Her kelimenin sonunda oturup da aynı düşü düşlemeyi dilemek ne kadar imkânsız olsa da yolun sonundaki o noktaya varmaktan daha heyecan verici olabilir
Kapını kapayıp otursan bile oradaki sen varlığı sadece dışardan görüneni sakinleştirmeye yarayabilir. Çünkü bilinmesi olanaksız yolların, dönüşlerin sadece bir bileni olabilir ve oda aslında gerçekte kim olduğuna bakmadan dönüştürür seni bilirkişiye. Yoksa derdin bulursun bir yerlerde köşede kıyada sana eşlik edecek bir kayıp, kimin ihtiyacı yoksa dışarı atılmıştır öylece.
Yoksa inan benimde kabahatim senin özründen hiçte küçük değil.
Kendine kayıp etmek, bazı şeyleri olmaksızın hatırladığında ve hep aynı cümleyi tekrarladığında ''yine uzak hep uzaktı zaten '' dediğinde zaten hiç gitmemiş olduğunu ve hep aklında kaldığını, uzaklaştırmak için çabaların sonsuz olsa bile omuz silkip uzaklaştırdığını bana kızsan bile inatçılığımdan değil öyle olması gerektiği için yaptığımı anlayacaksın.
Kabul yok dedim böyle olmayacak kendimden çok emindim, kabul yine bendim hiç olmasa da varmış gibi davranan saf masalları okumaya devam eden. Sonunda bir iple sana bağlanmaya, ne kadar kör olsam da sensiz yolumu kaybetmeye ikna olmuş körlüğünden zevk alan budala...

18 Mart 2008 Salı

Dipsiz Kuyu



Kaçma, kovalama, bekle sadece bekle. Yoksa sabretmenin nasıl bir şey olduğunu asla anlayamazsın.

Günlerin nasıl geçiyor? Biliyorum sürekli bir yerlerde olduğunu düşünmek istiyorsun. Sonrada çok çabalaman gerektiğini! Ama aslında hepsini bu kadar sığdıramayacağını içten içe çok iyi biliyorsun.

Bak aynı şeyi yine yapıyorsun. Oysaki sana bunu defalarca söylemiştim. Anlamsız bakma yüzüme, bu kadar net betimlemeler yapma.Bak yine tekrarladım ama biliyorum ki zevk aldığın bu durumu sonlandırmayacaksın.

Hayır, öyle bir niyetim yok. Beni sakın yanlış anlama. Ben bugün sahiden de eğlendiğin düşünüyorum. Gerçekten eğlendin değil mi? Bakıyorum da hiç belli etmiyorsun. Dışarıdan bakan bir insan inan çok sıradan olduğunu düşünürdü. Mutlu olduğunu nasıl anlayabilirler ki? Tabi bu senin verebileceğin bir karar değil mi, çok fazla söz söyleyemem.

Sadece biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı. Madem bu kadar çok şey biliyorsun, neden daha fazla ilgilenmiyorsun ya da gidip bir öneri ile dönmüyorsun. Sadece akıl verici konuşmaları doğru bulmadığımı da biliyorsundur herhalde!

Evet, sanırım kendimden çok eminim. Hava bugün güzeldi. Neşeli olmalısın. Yani bak zaman gerçekten çabuk tükeniyor. Biraz müzik dinleyelim…

Hey aynı şeyi yapıyor. Anlamsız anlamsız konuşuyor, çok bildiğini sanıyor ama yanılıyor. Bak şimdi nasıl da konuyu değiştirdi müzik dinlemekmiş. Oysa benim başka bir şeye odaklanmam gereken zamanda bu kadar vurdumduymaz olabiliyor. Ona karşı tavrımı biraz sertleştirmem gerek sanırım.

Kaçırılmış fırsatlar diyarı, bekleyen durumlar kölesi, sevimli ilgi ulağı.

Bu kelimeleri tam da kendime göre ayarlamalıydım. Bir yerlerde bir eksiklik var ama nerede. Kulağa hoş gelmeli, aslında hoş gelmesinden öte bir şeyleri anlamlandırabilmeli. Bunun bir yolunu bulabilmeliyim.

Sana kaç kere söylemem gerekiyor bilmiyorum, lütfen çok fazla derine inme bak şimdi olduğu gibi işin içinden çıkamayacaksın. Bıkmadın mı kendini boğmaktan. Değiştir şu döngüyü artık.

Yakında benden bıktığını da söylersin. Ama biliyorsun bazen eski kafalı olabiliyorum. Yani eski yollar, yordamlar.

Biliyor musun, sen takıntılı kızın tekisin. Dikkat et tekisin. Kur ve yaşa. Oh! Nekadar kolay değil mi? Kusura bakma ama sen orada dururken içinde tepinen bendim. Tamam, bazı şeyleri zamanında engelliyebilmeliydim. Ama öyle bir noktaya getirmişsin ki kendini, beni bile dinlemezdin.

Bak şu konuşana beni ne kadar da iyi tanıyor. Bak ben artık bu tür şeyleri unutmak istiyorum. Benimleysen at çöpe yöntemini bu sefer daha iyi uygulamamız gerekiyor. Yani birlik içinde olmalıyız.

Bak haklıymışım gerçekten de takıntı sınırını aştın gidiyorsun. Hadi diyelim senin dediğin gibi yaptık. Peki, sonra yani ne malum hani sen başa sarmayı çok seviyorsun. Ne malum tekrardan başına gelmeyeceği!

Yine o şaşkın bakışlar. Ama kendinden çok emin. Ve o anda yukarı doğru atlıyor. Doğrulmama yardım et deyip, elinden tutuyorum.’’ Zaten başka bir yere gidesim yoktu diyor.’’ Gülümsüyorum

‘’ Yine seni hayran bıraktım kendime’’ diyorum

Hoşuna gitmemiş gibi davranıp sonra o gülüyor ‘’ Haydi yürü daha bir sürü şey bekliyor bizi’’

4 Ocak 2008 Cuma

Uzaylılar Korkuyor

Hangi sondan ya da hangi başlangıçtan bahsedilebilir ki? Bu bir süreç, dönüp baktığında sana aklına gelmeyecek şeyler söyletecek bir süreç.
Ve benim son saatlere sıkışıp kalmasını istemediğim bir takım olguların süreci.
Yatağa uzandığımda veya uğraşacak bir şeyler bulamazken o anda aklıma gelenleri aslında ben kimseyle paylaşmıyorum. Benim yansımam size yakın olanlar, bana uzak kalanlar. Çünkü biliyorum ki yapılıp edilenler bir süre sonra önemini kaybedecek. Aslına bakarsanız herkes kendi bencil hayatını yaşıyor kenarından biraz göstererek. Önem verdiğimiz şeyler değerlerimizden çok kendimiz. Sırf zarar görmeyelim diye başkalarının hayatlarına çirkince saldırılarda bulunuyoruz. Kabul etmeliyim ki kendimi koruma konusunda çok geç kalmışım. Bunun için üzgünüm.
Kaçınızın farkında olmadığı şeyleri gözünüze soktum haberim yoktu da size acı vermeye başladığında bana doğrultunuz çirkin yüzlerinizi. Ama durun bu yazı sizinle ilgili değil, bu yazı tamamen benimle ilgili!
Şu son saatlerde hiçbir değişiklik olmasa, ben zamanı gelmemişleri beklemeye razıyım.
Kaçınızı hayatımdan çıkardım?
Kaçınız beni kötüleyerek kendini tatmin etti?
Bu size zevk verdi mi?
Öyle değilse üzülürüm. Çünkü saatlerimi, dakikalarımı boşa harcamış oluyorsunuz ki bu çok kaba bir davranış. Bakın işte bir kez daha ne kadar bencil olduğunuzu görebilirsiniz… Harcama hakkını nasıl kendinizde görebiliyorsunuz hala aklım almıyor. Bu bence büyük bir aptallık, kendi yanılgınız. Oturup bu işe hiç bulaşmamalıydınız. Birde akıllı olduğunuzu savunursunuz, gerçekten çok komik.
Bakın ben uğraşmayı bıraktım. Vaktim değerli. Sizde bakın bir etrafınıza sonra kendinize şu soruyu yöneltin; Dünyada en son insan ben kalsam kendime katlanabilir miydim? Gerçekten bunun için uğraşın ve kendinizi kotarmayı deneyin. Buna gülüp geçemeyeceksiniz.
Benim anlamadığım sınırlarda dolaşıp, sonra insanlara çatıyorsunuz. Deliliğin anlamını yeniden yazmaya çalışıyorsunuz. İşte durmanız gereken bir yer daha. Bazı şeyler için daha fazla uğraşsaydınız gerçekten deliliğin ne olduğunu anlardınız. Ama bundan bile yoksunsunuz.
Gerçekten uzaylılara inanmaya başlayacağım çünkü ben böyle bir insanlık bilmiyorum, tanışmakta istemiyorum. Düşünüyorum ve uzaylılar başka şeylere takılmazdı diyorum hani kendilerini geliştiriyorlar ve biz oturup onlar hakkında düşünebiliyoruz yani adamlar kendilerinden bahsettiriyorlar. Ama sizler başkalarının hayatları ile oynamayı daha çok seviyorsunuz. Gerçekten çok sıkıldım. Her seferinden sizin için malzeme bulmak zor olamasa gerek.
Artık bunun üstüne çektiğim sünger daha bir ıslak. İçi beni dışı sizi yakabilir
Evet, ne demiştim fazla takılmıyorum ve artık şu son saatleri daha istekli geçiyorum.
Bol zamanım var ama size ayıracak vaktim artık yok!

Yine kulvarımın dışına çıktım neyse artık…

8 Aralık 2007 Cumartesi

Bu sistem hepinizi incitmeme yol açıyor

Son bir kez istiyorsun ve bir daha istemeye hakkın olmuyor. Hiçbir zaman nerede bitip, nerede başladığını bilemezsin.
Hiç kullanmadığım saç bakım ürünü orada duruyor.
Ona bakarak aklımdan bir şeyler geçiriyorum.
Filmde adı chance olan kız konuşuyor ve sanki bana doğru konuşuyor. O da aslında hep kendine sorular soruyor. Cevaplarını bulduğunu sanıyor. Hayatınızda kaç kere hikâyeniz biriyle kesişebilirdi?
Bende kendime küçük notlar tutarım. Ve gereğinden fazla yorulurum. Her zaman kendine bir şeyleri denemek için fırsat tanı. Odamın sıcak olmasına şaşırabilirim. Bu beni mutlu etmeye yeter mi?
Çok fazla düşünmeme fırsat verme! Beni ne kadar çok yakından tanımak isteyebilirsin ki? Beni bir yerde durdurmalısın. Yoksa kendimi nerede bıraktığımı hatırlamayacak kadar yorgun bu hafıza. Saçlarımı iki elinin arasına al, gözlerimin içine bak ve beni öp. Öptüğün zaman ben her şeye tekrardan dönebileyim.
Bir şeyler saniyeleri daha hızlı geçirebilmeli.
Yağmur yağdığı için seviniyor olmalı çünkü o yağmak istiyor şu anda.
Dökülen saç tellerinden oraya buraya dağılmalarından nefret ediyorum.
Bir insanın üzerinde ne kadar etkim olduğunu merak ederim. Bence bu önemli bir şey. Aksi takdirde o hayata girmemizin ne anlamı kalır ki? Her zaman hoşçakal deme şansın var zaten. Çok sıradan olurdu.
Ben asla bir aşk romanı yazamam. Sanırım bunun tanımını yapmak boyumu aşıyor. Kalıplara sokmak isteyenlerde pek sıcak bakmıyorum ya, bu yüzden beni yolunuzdan uzak tutun.
İki uç, iki nokta. Ama aslında yoklar. Yani şunun gibi bir şey, bu yazının başı ile sonu birbirine en uyumsuz, en zıt iki uç gibi duracak ve bir nokta gibi birbiri ile örtüşecek. O anda benim kalemimden çıkanların bana verdiği hazzın sizinki ile eş değer olması konusunda çırpınacağım.
Ama bu yazı size çarptığı anda bir önemi kalmayacak... Ufalan parçalar eskiden bir ayrıntı olmuş olacak.
Bir şeyler ya da sizler yargıcım olma hakkını elinizde tuttuğunuz sanıyorsanız, büyük bir yanılgı içindesiniz. Keskin olmak benim ya da öteki benim. Emin olun sizde kendi bahçenizin kirletilmesini istemezisiniz. Bu pislik en fazla göz güzelliğini bozacaktır. Bu kötü bir huy olsa da, arada gerçekten farklılıkların olması gerekiyor.
Yoksa ben daha iyiye gitmek için uğraşıyor olamayacaktım.
Herkesin birbirini tanıması çok sıkıcı ya da durun tanıyor musunuz dediniz. Ben hiç bir zaman bu kadar aşmadım yani düşünsenize bir yol ne kadar size ait gözükse de o yolda bana çakıl taşı çıkmayacağı konusunda garanti verebilirimsiniz... Ben kendime bu tür güvenceler vermem... Korkuyorum çok kötü evet korkuyorum. Siz hiç korktuğunuzu kendinize itiraf etmediniz mi. Bir kez daha düşünün
Eğer bir sonsuzluğum olsaydı ilk önce milyon tane benle uğraşmak isterdim ki insanın kendini alt etmesi başkalarını alt etmesinden daha zor gibi geliyor.
Bakın bütün yazı boyunca varsayımlar üzerinde durduğumu fark ediyor olmuş olabilirsiniz
Ama ben hala küçük bir kızım neden büyümek size bu kadar matah bir şey gibi geliyor. Benden daha az hata yaptığınız ya da daha mı düzgün davrandığınız için. Gelin ilk önce ben tebrik edeyim sizi.
Bilmiyorum ama bir şeyler çok dokunabilir... Verdiğim izinlerin çok dışında artık... Sinek vızıltısı bile daha az rahatsız edebilir.
Okunmayı bekleyen kitaplar. Ve belki daha sırası gelmemiş düşünceler
Her yoldan bir kere geçmek iyidir derler. Belki de ben bu konuda dengeyi tutturamıyorum gerçekten 2 ve 3 e çıkması bize bağlı yani bir kere alabildiğin zevk daha sonra sana ne katabilir ki!(daha fazlası için uğraş)Belki de..

Aslında bu yazıya ben birçok şey hakkında düşünmek isteyişimle başladım ama baktım yine birçok şey iç içe girmiş...Kendimle konuşacaktım aslında.Daha net resimler çizecektim kendime.Ve yine hiç alakası olmayan şeylerden bahsedecektim.
Eh her amaçta hedefine ulaşmayıversin
Herkesin kendi yörüngesinde kalmasını diliyorum.